Saçlarım Yele gibi,Futbolum Pele gibi

6/8/2009 -



30/7/2009 - 2 RESİM ARASINDA 7 FARK



22/7/2009 - Hayat bu, Küçük bir hadise . . .




Hayat bu, Küçük bir hadise . . .



Rahmetli Vehbi Koç ile yapılan bir televizyon röportajıydı. Yıllar once... "Param var, malım var, şanım var, mevkim var ama gel gör ki, iki kaşık bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti üzüntüyle

 

• Rahmetli Vehbi Koç ile yapılan bir televizyon röportajıydı. Yıllar önce... "Param var, malım var, şanım var, mevkim var ama gel gör ki, iki kaşık bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti üzüntüyle. Domatesli bulgur pilavının yanında turşu ve soğan çok uzun zaman önce yasak edilmişti ünlü işadamına. "Çok şükür bugünleri de gördüm ama..." diye konuşmasını bitiren ünlü sanayici "dünyanın en kudretli adamı da olsan fark etmiyor..." diye eklemişti. Bir soğan bir bulgur bazen nelere bedel oluyor...

• Emel Sayın'in hayatının anlatıldığı bir programdı. Çok genç yaşta başlayan yolculuğunda gücü, başarısı ve ışıltısından sonra bugün geldiği nokta konuşuluyordu. Pek çok kadının yerinde olmak istediği güzel, başarılı ve ünlü sanatçı "Bir tek şeye sızlıyor içim... Keşke bir çocuğum olsaydı" derken gözleri dolu doluydu. "Bana hep daha çok gençsin, önce işin, önce sanatın, daha şöhretin başındasın dediler ama keşke kimseyi dinlemeseydim. Keşke kimseyi dinlemeseydim..."

• Gani Müjde ile söyleşi yaptığım bir programdaydık. "Çok küçüktüm ve babam kendi koşulları içinde beni şımartmaya uğraşıyordu" diye başladı anlatmaya. "Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takım elbisesini verip bana bir elbise yaptırtmış. Çok mutluydu o bayram; bana bir şey giydirebildiği için. Ama ben elbiseden hiç hoşlanmamıştım. Ağlamaya başladım, ben bu çirkin şeyi giymem diye. Babamın bana bakışını hiç unutamam. Galiba en fazla altı yedi yaşındaydım. Birden hiç ummadığım bir şey oldu ve babam bana hayatımdaki ilk ve son ve çok şiddetli tokadını attı. Çok gücenmişti bana. Aradan yıllar geçti. Şimdi İstanbul'un güzel manzaralı evlerinden birinde oturabiliyor ve istediğimi alabiliyorum. Baba olduktan sonra bir gün babamın o bakışı geldi aklıma. Keşke geri dönüp o sayfayı silebilsem, öyle isterdim ki... Babamı mutlu edebilseydim"

• Üzerinden çok zaman geçti ama yine de tereddüt ettim şimdi yazıp yazmamakta... Bir cesaret yazıyorum; Yeşim; Salkım Uzan idi o zamanki soyadı. Levent'te yeşil bir villada görkemli mobilyaların içinde, görkemli duvarların arasında ve görkemli bir masanın ardında oturuyordu. Yapmak istediklerini anlatırken çok çok uzun siyah saçları kollarını, belini boynunu örtüyordu ve gözlerinde adını tam da koyamadığım bir siyah şey vardı. Keder? Yalnızlık? Öfke? Yorgunluk? Her şey, her şey elinin altındaydı ama mutsuzdu besbelli... Sonra zaman geçti. Soyadlarından birini sildi. Saçlarını kestirdi. Geçenlerde bir akşam gördüm onu. O beni görmedi. Yan yanaydık oysa. Geçip gittik birbirimize değmeden. Kısacık saçları, gecenin karanlığına rağmen ışıldayan gözleri vardı. Sevdiği adamın; kocasının elinden tutmuş, deniz kenarına doğru yürüyordu.

Yanından geçip, kendi yoluma devam ederken düşündüm de... Hayat bu kadar basit bir şeydi işte. Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz, pişman olduklarımız, onardıklarımız, onaramadıklarımız...

Hepsi basit minicik şeylerdi ama ulaşamadıkça, çözemedikçe, yenemedikçe bize kocaman geliyordu. Kitlelerin sevgisi, para, ün, güç... Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu özlemini çektiğimiz o şey her ne idiyse...
Bir çocuk, sevildiğini bilmek, bir vicdan rahatlığı, bir tabak pilav, bir sağlıklı nefes...

Hayat bu işte; basit, küçük bir hadise...

 


13/7/2009 - BİR ŞARKI SÖYLE PROGRAMI

SÜMER EZGÜ YAZIYOR
BİR ŞARKI SÖYLE PROGRAMI
Bir Şarkı Söyle programı
Çocuklar televizyonda şarkı söylüyorlar. Gerçekten çok yetenekli çocuklar. Sesleri çok güzel. Ekranda izlerken cazip geliyor. Seslerin seçimi için kutlamak lazım. Bu programa ben de konuk olarak katıldım. Bu bir yarışma değil diyorlar. O hafta çocukları değil şarkıyı birinci seçiyorlar. Buraya kadar görünen iyi…

Çocukların bir kısmı İstanbul dışından geliyor ve TV kanalı onların okulunu İstanbul’a taşımış.

Benim katıldığım gece program gece yarısı 02:00 civarında bitti. Bant program olduğu için doğal olarak aksamalarda oluyor ve uzuyor. Gündüz 16:00’da davet edildik biz gittiğimizde çocuklar oradaydı ve onlara makyaj yapılıyordu. Belli ki öğleden beri oradalar.

İçlerinde 11 yaşındaki sevimli fındık kurdu bir kız var. Çocuğa yayında sürekli dansöz gibi göbek attırıyorlar ve seyirci olarak oturtulan koca adamlar ve kadınlar da ayakta tempo tutuyor. Ya da o yaşta bir erkek çocuğa ”İçki nedir bilmezdim şimdi bir ayyaş oldum” şarkısı söyletiliyor. Ailelerin bir kısmı çocuklarının üzerinden prim toplama peşinde iken, bir kısmı kaygılı ve yorgun.

Gözlüklü ve gerçekten çok iyi sesli bir kız var. Kayıtta hata yaptı ve 45 dk. ağlama krizine tutuldu. Yapım ekibine “burada pedagog yok mu” dedim. “Yok dediler.” Gündüz çalışmalarda oluyormuş.

Seyirci için ise ağzı açık izlenen ”ne kadar güzel okuyorlar” denen harika bir program…

Ama bunlar çocuk. O gece öğlen gelip, 02:00’de biten programdan sonra makyajlar silinip daha evlerine dağıtılacaklar. Ertesi gün okulları var ve ailelerle sohbetimizde öğreniyoruz hafta içinde de yeni haftanın programı için yoğun çalıştırılıyorlarmış. Çünkü programın, yani ürünün, yani satışa çıkarılan malın izlenme iddiası var ve düşürmek istemiyorlar! Herkes bundan para kazanıyor…

Seçilen şarkıların bir kısmı çocukların yaşı için uygun değil.. Evet hocaları var ama nasıl eğitimcilik, hocalık bu? Büyükleri eğlendirmek için çocukları sömürüyoruz. Müziğe çocuklarla temizlik gelsin diyoruz ama... Barış Manço çocuklarla böyle mi program yapardı?

Programda doğudan gelen çocukları özellikle hal hareket ve tavırlarında yönlendirerek kötü sömürüyorlar. Ama aynı çocuklar aynı programda yaşına uygun şarkıları söylerken birden saflaşıyor. Çünkü gözlerinden güzellik akıyor.

Çocuklar çok özeldir. Üzerlerinde hassas durmak lazım. Zarar görmemeleri gerekir. Televizyonculuk ülkemizde gözlerini parayla kapadı ve ağzından salyaları akar hale geldi. Model olarak Amerikan yayıncılığı alınıyor. Avrupa bu konuda daha ilkeli ve düzgün.

Yani eğitim çağındaki çocuklara yanlış hırslar ve yorgunluklarla zarar verirken, ekranda da model oluşturuyoruz. 10 yaşındaki bir erkek çocuğa yayın sırasında sunucu, “artık çok meşhur olduğu ve kızların ilgisi” ni sorabiliyor. Kasığa kadar yırtmaçla program sunuluyor. Bunlar büyüklerin eğlence programında olabilir ama program çocuklar üzerine kurulu ise ve doğal olarak evlerde izleyenler arasına çocuklar da oturuyorsa her şey daha dikkatli olmalıdır. Çünkü hepimiz onlar için sorumluyuz ve birer eğitimciyiz.
SUMER EZGÜ

6/6/2009 -



30/5/2009 - Merak


-Dido reklamlarında doktor 'Dodilemeyi kesmenin tek çaresi Dido yemektir' deyip Dido'yu adama verdiğinde adam neden susmaktadır? Daha Dido'yu yememiştir ki..

-
İpragaz-otogaz reklamındaki arabanın gaz deposu yok mudur? Gazı direkt pistonların içine mi almaktadır?

-
Cif Krem reklamında 'ben baş aşçıyım' diye hava basan, yemekleri daha şekil görünsün ve tezzetli olsun diye bir tarafını yırtan ve 'ben olmazsam var yaa bu lokantadan hiçbir şey olmaz' modundaki süper ultra lüks aşçımız Cif Krem geldiğinde neden ocakları kendisi silmektedir? Hangi manyak lüks lokanta baş aşçıya ocak temizletmektedir? Yoksa kriz nedeniyle ek iş mi yapmaktadır? Yoksa nedir?

-
Yatakta altımıza serilen örtünün 'çarşaf', üstümüze örttüğümüz örtünün ise 'battaniye' olduğundan yolda çıkarak, 'elektrikli battaniye' olarak bildiğimiz olayın adının aslında 'elektrikli çarşaf' olması gerekmez mi?

-

28/5/2009 - Türk insanının asla uymayacağını bile bile ısrarla konulan uyarı


Türk insanının asla uymayacağını bile bile ısrarla konulan uyarı notları Top 10! 

1) Çimlere basmayınız.
2) Yerlere tükürmeyiniz.
3)
Kaldırıma çöp dökmeyiniz.
4) Cep telefonunuzu kapatınız.
5) Yavaş gidiniz.
6) Garaj önüne park etmeyiniz.
7) Ateş Yakmak Mangal Yapmak yasaktır.
8) Sigara içmeyiniz.
9) Sessiz olunuz.
10)
Ateşle yaklaşmayınız.

30/3/2009 - HULUSİ KENTMEN ve MÜNUR ÖZKUL

2 Resim Arasında 7 FARK
HULUSİ KENTMEN ve MÜNUR ÖZKUL














1. Hulusi Kentmen, o ünlü "ak sakallı dede" imajını beyaz perdeye "ak bıyık" versiyonuyla yansıtan, sert görünüşünün altında yufka yumuşaklığında bir kalp taşıyarak, düşlerimizi zenginleştiren bir hayal tipidir. Oysa Minur Özkul, film bittikten sonra da içimizi acıtmaya devam edecek kadar gerçektir!

2. Hulusi Kentmen çizdiği kendinden emin portrelerle kuşaklar boyu güven vermiş, o bembeyaz, pos bıyıkları ve cillop gibi yanaklarıyla, yıllarca "tonton dedelik" müessesinin öncü simgesi olmuştur. Oysa Minur Özkul, yıllar yılı hep "on günlük sakalla" gözüküp, adeta sakiliğe övgü gibi yaşamış, iliklerimize inen hüzünlü bakışlarıyla hepimizi derinden sarsmış ve ruhiyatımızı sonsuza dek sürecek bir "mazlum elektriğine" mahkûm etmiştir.

3. Hulusi Kentmen, isterse hemen okul yaptırabilecek bir adam olarak ufkumuzu açmıştır. Oysa Minur Özkul, eğitim dünyasında en fazla "Otoriter Müdür Muavini Mahmut Hoca" olabilmiştir!

4. Hulusi Kentmen, tüm patronların katı yürekli olmayacağını, filmlerin son 10–15 dakikasında da olsa göstermiş bir sınıfsal fenomendir. Oysa Minur Özkul, ne patronla uğraşan, ne de mesai arkadaşlarıyla örgütlü bir direniş içine giren sergüzeştiyle, içinde hep daha iyi yaşama güdüsü olmuş kitlere kötü örnek olmuş, sadece yakın çevresiyle uyumlu, iç dünyasına dönük bir tavır içine girmiştir!

5. Hulusi Kentmen, asla eküri olmamış, adı hep tek anılmış bir babacandır. Oysa Minur Özkul, Adile Naşit'siz yapamaz!

6. Hulusi Kentmen, zengin adam rolleriyle, bilinçaltımıza "sıkıştığımızda gönül rahatlıyla borç isteyebileceğimiz varsıl ve iyi kalpli amca" imajını yerleştirmiştir. Oysa Minur Özkul, borç almak bir yana, "yoğun gururundan dolayı borç verme teklifi dahi edilemeyecek" orijinalitede bir kıvama ulaşıp yaman sıkıntılar yaşamıştır!

7. Hulusi Kentmen kardan adamdır; eğlencelidir, neşe saçar ve geçicidir. Oysa Minur Özkul korkuluktur; hazin, sabit ve sahici!

22/2/2009 -



15/2/2009 -

Kategori: image


<- :: Sonraki Sayfa ->

Günün sözü



Kategoriler